3. HAÇLI SEFERİ
Selahaddin Eyyubi tarafından Kudüs'ün işgalden kurtulması üzerine, Avrupa Hristiyan dünyası harekete geçer. Alman, Fransız ve İngiliz şövalyelerinden meydana gelen bir orduyla hareket eden Avrupalılar, III. Haçlı Seferi'ne çıkarlar. Haçlılar iki yıl Akka'yı kuşatma altında tutmalarına rağmen bir başarı elde edemezler. İki ordunun kıyasıya çarpıştığı bu harb sonunda Selahaddin Eyyubi, karşı taraftan gelen sulh teklifini kabul eder. Buna göre, bir miktar esirin iadesi ve 200 bin dinar fidye karşılığında Müslümanlar şehri boşaltacaklardı. Ancak bu anlaşma şartlarına ihanet eden İngiltere kralı Richard, şehir dışında yakaladığı Müslümanlardan üç bin kadarını kılıçtan geçirir. Bunun üzerine Sultan Selahaddin haçlılarla yeniden çarpışmaya karar verir. Kalabalık düşman kuvvetleri karşısında pek çok şehid verilmesine rağmen, Müslümanlar, Kudüs'ü tekrar Haçlılara kaptırmamak için gayret gösterirler. Bu arada çok sayıda şövalyenin öldüğünü ve askerlerinin iyice yıprandığını gören Richard, yeniden sulh teklifinde bulunur. Bu anlaşmaya göre, Sur ile Yafa arasındaki sahil boyu haçlılara verilecekti. III. Haçlı Seferi'nde de bir sel gibi etrafı yakıp yıkan haçlılara karşı direnen Selahaddin bu defa haçlıların Kudüs'e girmelerine imkan vermedi. Mücadelesini devam ettirdiği sırada, hastalandığı için istirahate çekilir. 22 Şubat 1193'de, 55 yaşında vefat eder. Vefatına az zaman kala, bir parça bezden ibaret olan kefenini bir kargının ucuna taktırarak günlerce sokaklarda dolaştırmış ve "Ey insanlar! Geniş ve zengin ülkelere sahip Selahaddin, mezara ancak bu kefeni götürecektir..." demiştir.
Örnek Bir Şahsiyet Olarak Selahaddin Eyyubi Mısır'da idareye hakim olduğu andan itibaren, düşüncelerini, hazırlıklarını ve maddi imkanlarını haçlıların işgal ettiği toprakları kurtarma ve Kudüs'ü geri alma üzerinde yoğunlaştıran Sultan Selahaddin, sulh ve sefer anında askerlerinin yanından bir an ayrılmamış, bazen bir-iki gün yemeği dahi unutur hale gelmişti. Biricik oğlunu kaybetmiş bir annenin her yerde oğlundan bahsetmesi gibi, yanına her gelene hemen Kudüs'ü kurtarma konusunu açan Sultan'ın yüzünde tebessüm dahi görülmüyordu. Bir Cuma günü minberde, mütebessim bir çehreyle insanların karşısına çıkmanın faziletini anlatan hatibin sözlerinden kendisine nasihatte bulunduğunu anlayan Sultan Selahaddin, "Hocam Kudüs işgal altında iken ben nasıl gülümseyebilirim..." diyordu. Ömrünü çadırda geçiren Selahaddin Eyyubi, kendisi için bir saray yapılmasını teklif edenlere karşı, Mescid-i Aksa işgal altında iken, böyle bir şeye razı olamayacağını ifade etmiştir. 90 senelik bir işgalden sonra Kudüs'ü kurtaran Sultan Selahaddin, bu uğurda daha önce mücadele ile bir ömür geçiren ve kendisini yetiştiren Nureddin Zengi'nin yıllarca önce yaptırmış olduğu minberi Halep'ten getirterek Mescid-i Aksa'ya yerleştirir.
Selahaddin Eyyubi'nin bir komutan olarak kazanmış olduğu harplerden elde edilen ganimetlerden kendi hissesine hiçbir pay almadığını ve kan dökücü bir insan olmadığını yabancılar da doğrulamaktadır. Sobernheim şöyle diyor: "Zekası ve dindarlığı üzerinde kurulmuş bulunan iktidarı, sarsılmaz halde idi. Her türlü hırs ve tamah ona yabancıydı. Biri, Fatimi halifesi el-Azid'in ve diğeri Atabey Nureddin'in ölümünde olmak üzere, iki defa büyük servetler elde etmek fırsatını buldu. Halifenin hazinelerini askerlerine dağıttı; Nurettin'in servetine dokunmadı; onu oğlunun emrine bıraktı... Şahsi olarak, haçlılara ve idaresine tabi Hristiyanlara kötü davranmayan Sultan Selahaddin'in haçlılara karşı askeri başarılarından sonra bölgedeki Müslümanlar ile Hristiyanlar arasındaki münasebetler iyileşmiştir... Selahaddin, hakikaten asla boş yere kan dökmemiş ve çok defa esirleri serbest bırakırken veya verdiği hediyelerinde alicenap bir şahsiyet olduğunu göstermiştir."
Haçlıların 90 sene önce Kudüs'ü işgal ederlerken 70 bin müslümanı kılıçtan geçirmesine rağmen, muzaffer bir komutan olarak karşılarına geçen Sultan Selahaddin, intikam alma yerine onlara iyi muamelede bulunmuştur.
Devamını Okuyun